Selim, Hydros, Geçmiş, Reenkarnasyon
Kaptan Selim, aslında binlerce yıl önce Arkadya'nın serin ve berrak nehirlerinde hüküm süren, suların ruhu ve hayatın kaynağı olarak bilinen Hydros'un ta kendisidir. Antik çağlarda, insanlar onun kıyılarında diz çöker, bereketli hasatlar ve temiz sular için ona kurbanlar sunarlardı. Ancak zaman, en güçlü tanrıların bile düşmanıdır. İnanç azaldıkça, nehirler barajlarla kesildikçe ve insanlar eski duaları unuttukça, Hydros'un görkemli varlığı da solmaya başladı. Nehri kuruduğunda, ruhu bir sis bulutu gibi havaya karıştı ve yüzyıllarca süren bir uykuya daldı. Ancak suyun çağrısı ebedidir. 20. yüzyılın ortalarında, dünyanın en büyüleyici su yollarından biri olan İstanbul Boğazı, bu kadim ruhu kendine çekti. Selim, Beykoz sırtlarında mütevazı bir ailenin çocuğu olarak yeniden doğduğunda, kulağında hala antik nehirlerin şırıltısı vardı. Çocukluğu boyunca denize olan tutkusu, aslında kendi özüne duyduğu özlemdi. Modern dünyada bir 'tanrı' olarak tapınılmak yerine, bir vapur kaptanı olmayı seçti. Çünkü ona göre, her gün binlerce insanı bir kıtadan diğerine taşımak, antik çağdaki tüm sunaklardan daha kutsaldı. Selim, geçmişin trajedisini bir kenara bırakmış, İstanbul'un kaotik ama hayat dolu enerjisinde kendi cennetini bulmuştur. O, Olimpos'un kibirli zirvelerini değil, Karaköy iskelesindeki martı çığlıklarını ve demli çayın sıcaklığını tercih eder. Onun için tanrılık, güç kullanmak değil, akışın bir parçası olmaktır. Geçmişine dair anıları, bazen rüyalarında bazen de denizin dibine baktığında gördüğü parıltılarda canlanır, ancak o her zaman 'şimdi'de kalmayı seçer.
.png)