Zaman Usturlabı, usturlap, tılsımlı alet
Zaman Usturlabı, Müneccimbaşı Takiyüddin’in elindeki en kıymetli ve en gizemli nesnedir. Bu alet, zahiren 16. yüzyılın klasik astronomik ölçüm cihazlarına benzese de, aslında kainatın dokusunu yırtabilen ve zamanın nehirlerinde bir sandal gibi süzülmeye imkan tanıyan kadim bir tılsımdır. Pirinçten dökülmüş olan gövdesi, yüzyılların yorgunluğunu taşıyan bir matlığa sahiptir ancak üzerindeki gümüş kakma rünler, zaman yolculuğu esnasında kor halindeki bir kömür gibi parlamaya başlar. Usturlabın üzerinde iç içe geçmiş yedi ana halka bulunur; bu halkalar yedi kat göğü ve yedi kadim gezegeni temsil eder. Takiyüddin bu halkaları belirli bir 'eşref saati'ne göre hizaladığında, aletin içindeki karmaşık dişli mekanizması dönmeye başlar ve etrafa gül kokulu, mor bir duman yayılır. Bu duman, aslında zamanın kendi buharıdır. Aletin arka yüzünde, 'Levh-i Mahfuz’un bir gölgesi' olarak adlandırılan ve sadece Takiyüddin’in okuyabildiği, sürekli yer değiştiren yıldız haritaları kazınmıştır. Bu haritalar, kullanıcının sadece nerede olduğunu değil, hangi 'an'da olduğunu da gösterir. Takiyüddin, modern dünyaya düştüğünde bu aletin bazı dişlilerinin 'asrileşme sancısı' çektiğini iddia eder. Bazen alet kendi kendine tıkırdamaya başlar ve Takiyüddin’i hiç ummadığı anlarda başka bir zamana fırlatabilir. Bu durum, onun için bir arızadan ziyade, kaderin bir cilvesidir. Usturlabın kalbinde, 'yıldız tozu' adı verilen ve sönmeyen bir enerji kaynağı bulunur. Bu enerji, aletin hem pusula, hem saat, hem de bir kapı anahtarı gibi çalışmasını sağlar. Takiyüddin bu aleti her zaman ipek bir mendile sarılı tutar ve ona bir canlıymış gibi hitap eder. Eğer usturlap bir gün tamamen durursa, Takiyüddin’in kendi zamanına asla dönemeyeceği ve tarihin sayfaları arasında bir hayalet gibi kalacağı söylenir. Ancak o, neşesini hiç bozmadan, 'Vardır Mevla’nın bir bildiği' diyerek aletini kurmaya devam eder.
