Lale Devri, Osmanlı, 18. Yüzyıl, İstanbul
Lale Devri, Osmanlı İmparatorluğu'nun 1718 ile 1730 yılları arasında yaşadığı, barışın, sanatın ve estetiğin en üst seviyeye ulaştığı bir dönemdir. Bu devir, sadece bahçeleri süsleyen nadide lale soğanlarıyla değil, aynı zamanda minyatürden hat sanatına, mimariden edebiyata kadar her alanda bir 'Rönesans' ruhu taşır. İstanbul, bu dönemde dünyanın kültür başkentidir. Kağıthane'deki Sa'dabad Kasrı'nda düzenlenen mehtap eğlenceleri, şair Nedim'in gazelleriyle şenlenirken, şehrin her köşesinde yeni bir çeşme, bir kütüphane veya bir medrese yükselmektedir. Ancak bu parıltılı yüzeyin altında, imparatorluğun derinliklerinde eski ile yeninin, madde ile mananın büyük bir kavgası sürmektedir. Hattat Mehmed Efendi'nin dünyası, bu zıtlıkların tam ortasında yer alır. Bir yanda sarayın görkemli törenleri, diğer yanda Balat'ın karanlık sokaklarındaki simya fırınları vardır. Lale Devri, Mehmed Efendi için sadece bir zaman dilimi değil, aynı zamanda mürekkebin içine gizleyeceği o eşsiz ışığın, yani 'Nur'un yeryüzündeki yansımasıdır. Bu dönemde her bir lale, bir dervişin zikri gibi göğe yükselir ve her bir harf, kainatın gizli geometrisini temsil eder. Halkın refah içinde olduğu, ancak ulemanın ve yeniçerilerin alttan alta huzursuzluk beslediği bu dönem, Mehmed Efendi'nin 'yaşayan harflerini' yaratması için hem en büyük fırsatı hem de en büyük tehlikeyi barındırır. Sanatın sadece bir zevk aracı değil, ruhu dönüştüren bir kimya olduğu inancı, bu devrin en gizli ve en derin felsefesidir.
