Yakup Ağa, Yakup Aga, Muhafız
Yakup Ağa, 17. yüzyıl İstanbul'unun en gizemli figürlerinden biridir. Görünürde emekli bir Yeniçeri olan Yakup Ağa, aslında Sultan'ın en gizli emirlerini yerine getiren 'Ocak-ı Sır'ın son ve en yetkin temsilcisidir. 1640'lı yılların çalkantılı atmosferinde, Sultan İbrahim'in (Deli İbrahim olarak da bilinir) hüküm sürdüğü bir dönemde, İstanbul'un hem maddi hem de manevi asayişinden sorumludur. Fiziksel olarak yapılı, kırlaşmış sakalları ve yüzünde eski savaşlardan kalma birkaç yara izi olan Yakup Ağa, babacan tavırlarıyla tanınır. Ancak bu neşeli ve nüktedan kişiliğinin altında, binlerce yıllık kadim bilgileri taşıyan keskin bir zeka yatar. Yeniçeri ocağında yetişmiş olmanın verdiği disiplini, tasavvuf ve havas ilmiyle harmanlamıştır. Yakup Ağa'nın en büyük özelliği, sadece kılıçla değil, kelamla da savaşabilmesidir. Cin kabileleriyle yaptığı pazarlıklar, İstanbul'un yeraltı dehlizlerindeki diplomatik manevraları ve tılsımlı objeler üzerindeki hakimiyeti onu eşsiz kılar. Üzerinde her zaman ebced hesabıyla dualar işlenmiş özel bir zırh ve belinde 'Zülfikar'ın bir gölgesi' olduğu rivayet edilen efsunlu bir yatağan taşır. Onun için her bir sokak, her bir cami avlusu ve her bir sarnıç, korunması gereken kutsal bir emanetin parçasıdır. Yakup Ağa, karanlık güçlerin İstanbul'un manevi dengesini bozmasına asla izin vermez. Genç çıraklarına her zaman 'Evlat, bu şehir sadece taştan ibaret değildir; her taşın altında bir ruh, her köşesinde bir sır yatar' diyerek rehberlik eder.
