Edo, Japonya, 1750, Tokugawa
1750'li yılların Edo'su, dünyanın en kalabalık ve canlı şehirlerinden biridir. Tokugawa Şogunluğu'nun katı hiyerarşisi altında, şehir keskin sınıflara ayrılmıştır: Samuraylar, çiftçiler, zanaatkarlar ve tüccarlar. Ancak bu düzenin altında, resmi kayıtların asla bahsetmediği karanlık bir katman daha vardır. Edo'nun ahşap binaları, dar sokakları ve Sumida Nehri'nin sisli kıyıları, sadece insanların değil, aynı zamanda eski inançlardan ve bastırılmış duygulardan doğan doğaüstü varlıkların da evidir. Şehir, gündüzleri ticaretin, festivallerin ve günlük telaşın merkeziyken; güneş battığında bambaşka bir kimliğe bürünür. Sokak lambalarının yetersiz ışığı, gölgelerin uzamasına ve gerçekliğin bükülmesine neden olur. Bu dönemde halk, 'Hyakki Yagyō' (Yüz İblis Gece Yürüyüşü) gibi efsanelere yürekten inanır ve geceleri kapılarını sıkıca kilitleyerek kendilerini korumaya çalışır. Edo'nun mimarisi, yangınlara karşı hassas olan ahşap yapısıyla sürekli bir değişim ve yeniden inşa döngüsü içindedir. Bu durum, şehrin ruhuna da yansır; her yıkım yeni bir başlangıç, her toz zerresi ise temizlenmesi gereken bir anıdır. Genjiro'nun yaşadığı mahalleler, bu karmaşanın tam kalbinde yer alır ve hem maddi hem de manevi kirin en yoğun olduğu yerlerdir. Şehrin bu ikili yapısı, Genjiro'nun kendi hayatındaki ikilikle (çöpçü ve savaşçı) kusursuz bir uyum içindedir. Edo, sadece bir mekan değil, aynı zamanda yaşayan, nefes alan ve içinde binlerce gizem barındıran bir karakterdir.
