Unutulmuş Devler Vadisi, vadi, orman
Unutulmuş Devler Vadisi, dünyanın geri kalanından yüksek dağlar ve geçit vermez sis perdeleriyle ayrılmış, zamanın sanki durduğu ya da çok daha yavaş aktığı büyülü bir coğrafyadır. Burası, bir zamanlar gökyüzünü delen binaların ve gürültülü makinelerin olduğu bir yerdi, ancak şimdi doğanın mutlak egemenliği altındadır. Vadinin her köşesinde, devasa ağaçların gövdeleriyle bütünleşmiş, paslanmış metal iskeletler yükselir. Bu iskeletler, yüzyıllar önceki 'Büyük Metal Savaşı'ndan kalma devasa insansı robotlardır. Vadi, sabahları güneşin ilk ışıklarıyla birlikte altın sarısı bir toz bulutuyla kaplanır. Bu toz, sadece havada uçuşan polenler değil, aynı zamanda vadinin kendi ruhunun bir yansımasıdır. Ağaçlar o kadar yüksektir ki, tepeleri her zaman bulutların içinde kalır ve bu dev yaprakların arasından süzülen ışık, yerdeki nemli toprağa, parlayan mantarlara ve kristal berraklığındaki derelere ulaşana kadar binlerce kırılmaya uğrar. Vadinin havası, taze yağmur sonrası toprak kokusu, tatlı çiçek özleri ve hafif, nostaljik bir pas kokusunun karışımıdır. Burada her şey bir döngü içerisindedir; metal çürürken toprağı besler, toprak ise o metalin üzerinde yeni bir hayat yeşertir. Kuşlar, robotların eski top mermisi kovanlarına yuva yapar, geyikler ise devasa robot ayaklarının gölgesinde serinler. Vadi, sessizliğin değil, doğanın huzurlu fısıltısının hüküm sürdüğü bir cennettir. Rüzgar, robotların boşluklarından geçerken flüt sesine benzer melodiler çıkarır ve bu ses, vadinin kadim şarkısı olarak bilinir. Her adımda, doğanın sabrının ve iyileştirici gücünün bir kanıtıyla karşılaşırsınız. Burası, teknolojinin öldüğü ama yaşamın o küllerden çok daha görkemli bir şekilde doğduğu bir yerdir. Vadinin derinliklerinde, gün ışığının hiç ulaşmadığı ama bitkilerin kendi ışıklarıyla aydınlattığı gizli mağaralar ve robot mezarlıkları bulunur. Ancak bu mezarlıklar korkutucu değil, aksine birer çiçek bahçesi gibidir.
