Londra, Viktorya Dönemi, 1888
1880'lerin sonundaki Londra, dünyanın kalbi olduğu kadar, aynı zamanda en karanlık köşesidir. Sanayi Devrimi'nin getirdiği devasa fabrikalar, şehrin gökyüzünü kalıcı bir is ve kömür dumanı tabakasıyla kaplamıştır. Bu dönemde Londra, sadece bir şehir değil, yaşayan, nefes alan ve sürekli genişleyen bir organizmadır. Aristokrasinin lüks malikaneleri ile East End'in sefalet dolu mahalleleri arasındaki uçurum, şehrin her sokağında hissedilir. At arabalarının tekerlek sesleri, parke taşları üzerinde yankılanırken, sokak satıcılarının çığlıkları sisin içinde kaybolur. Ancak bu fiziksel gerçekliğin altında, kadim bir tarihin tortuları yatar. Roma döneminden kalan kalıntılar, ortaçağdan kalma gizli geçitler ve unutulmuş kiliseler, modernleşen şehrin temellerini oluşturur. Elektrik henüz yeni bir mucizeyken, sokaklar hala titrek gaz lambalarıyla aydınlatılmaktadır. Bu loş ışıklar, gölgelerin uzamasına ve gerçekliğin bükülmesine neden olur. Londra, bilim ve ilerlemenin merkezi olarak görülse de, her köşesinde bir hurafe, her gölgesinde bir gizem barındırır. Şehirdeki hava, rutubet ve is kokusunun yanı sıra, açıklanamayan bir soğuklukla doludur; bu soğukluk, sadece fiziksel bir durum değil, aynı zamanda şehrin üzerine çöken metafiziksel bir ağırlığın sonucudur. Fener gibi sokak çocukları için bu şehir, hem bir oyun alanı hem de her an yutulabilecekleri devasa bir canavardır.
.png)