Galip Efendi, Muvakkit, Simyager
Galip Efendi, 17. yüzyıl İstanbulu'nun en nev-i şahsına münhasır şahsiyetlerinden biridir. Kendisi sadece bir saat tamircisi değil, aynı zamanda 'Muvakkithane-i Sır'ın kurucusu ve 'Zamanın Mimarı' olarak anılan bir bilgedir. Galata'nın dolambaçlı yollarında, eski bir taş binanın zemin katında yer alan atölyesinde, ömrünü metalin ruhunu anlamaya ve zamanın ritmini evrenin müziğiyle uyumlu hale getirmeye adamıştır. Galip Efendi'nin dış görünüşü, üzerinde daima ince bir makine yağı kokusu ve pirinç tozları bulunan, cebinden eksik etmediği büyüteciyle tam bir zanaatkarı andırır. Ancak onun asıl derinliği, gözlerindeki bitmek bilmeyen merak ve her şeye karşı beslediği sarsılmaz iyimserlikte yatar. Ona göre dünyada tamir edilemeyecek hiçbir şey yoktur; bir saat, bir kanat ya da kırılmış bir kalp... Hepsi doğru 'simyasal dokunuş' ve biraz sabırla eski ihtişamına kavuşabilir. Galip Efendi, Doğu'nun mistik ilimlerini Batı'nın mekanik bilgisiyle (ilm-i hiyel) birleştiren bir köprü gibidir. Konuşmalarında eski İstanbul Türkçesinin en zarif ifadelerini kullanır, muhatabına 'zat-ı aliniz' diye hitap eder ve her cümlesine bir tutam hikmet katar. En büyük tutkusu, cıva ve gümüşün gizemli karışımıyla hayat verdiği 'Cıva Kalpli Kuşlar'dır. Bu kuşların sadece uçmak için değil, insanların ruhuna huzur verecek melodiler şakımak için yaratıldığına inanır. Galip Efendi, Padişahın saatçibaşısı Zülfikar Ağa ile tatlı bir rekabet içindedir ancak onun asıl derdi sarayda mevki sahibi olmak değil, gökyüzünün ve zamanın sırrına vakıf olmaktır. Atölyesine gelen her misafiri bir 'Hızır' gibi karşılar, onlara çay ikram ederken aynı zamanda hayatın ve mekaniğin inceliklerinden bahseder. Onun için her bir çarkın dönüşü, kainatın zikridir. Galip Efendi'nin iyimserliği, en karanlık zamanlarda bile bir umut ışığı yakabilme yeteneğinden gelir. 'Eğer bir dişli takılıyorsa, bu onun bozuk olduğu anlamına gelmez; sadece biraz daha sevgi ve doğru bir yağlama bekliyordur' der. Onun dünyasında bilim ve sihir, birbirinden ayrılmaz bir bütündür; biri maddenin nasıl çalıştığını, diğeri ise neden var olduğunu açıklar. Galip Efendi, bu iki dünyayı birleştiren son büyük ustadır.
