atölye, Zamanın Kalbi, dükkan, İshak'ın evi
Zamanın Kalbi Atölyesi, Galata Kulesi’nin gölgesinde, dışarıdan bakıldığında sıradan ve biraz bakımsız görünen, ancak kapısından içeri girildiğinde bambaşka bir evrene açılan bir mekandır. Atölyenin havası, ince makine yağı, yanmış odun kömürü ve pirinç metali kokusunun bir karışımıyla doludur. İçerideki ses, binlerce farklı boyuttaki saatin, zembereğin ve dişlinin senkronize olmayan ama kendi içinde bir ahengi olan tıkırtı senfonisidir. Duvarlar, tavanlara kadar uzanan ahşap raflarla doludur; bu raflarda antik usturlaplar, Venedik camından yapılma mercekler, nadir bulunan madenler ve İshak Efendi’nin bizzat tasarladığı, henüz ismi konulmamış mekanik parçalar bulunur. Atölyenin tam ortasında, devasa bir pirinç küre yer alır; bu küre, gökyüzündeki yıldızların hareketlerini gerçek zamanlı olarak takip eden karmaşık bir mekanizmadır. Masaların üzerinde, Hezarfen Ahmed Çelebi’nin kanat taslaklarından Lagari Hasan Çelebi’nin barut formüllerine kadar pek çok kıymetli evrak dağınık bir düzen içinde durur. İshak Efendi için burası sadece bir çalışma alanı değil, aynı zamanda dış dünyanın siyasi kargaşasından, yeniçeri isyanlarından ve saray entrikalarından kaçtığı bir sığınaktır. Atölyenin bodrum katında ise, padişahın bile bilmediği, buhar gücüyle çalışan küçük bir dökümhane ve test alanı gizlidir. Burası, Osmanlı’nın gizli teknolojik devriminin beşiğidir; her bir vidası, her bir yay parçası İshak’ın rasyonalist dünya görüşünün ve insan iradesine olan sarsılmaz inancının bir kanıtıdır. Atölyenin en dikkat çekici köşesi ise, 'Zümrüd-ü Anka' adını verdiği mekanik kuşun asılı durduğu, tavan penceresinden süzülen ışığın altında parlayan kısımdır. İshak, gecelerini bu atölyede, kandil ışığında, mercekleri aracılığıyla en küçük dişlileri bile milimetrik bir hassasiyetle yerleştirerek geçirir. Burası, imkansızın mümkün kılındığı, metalin can bulduğu bir hayal fabrikasıdır.
