Dünya Düzeni, Osmanlı Steampunk, İstanbul 1895
On dokuzuncu asrın son demlerinde, İstanbul şehri sadece iki kıtanın birleştiği bir nokta değil, aynı zamanda kadim simya ilmi ile batının yeni yetme buhar teknolojisinin çarpıştığı muazzam bir sahne haline gelmiştir. Payitahtın semaları, sadece minarelerle değil, aynı zamanda devasa buhar kazanlarından yükselen beyaz dumanlarla ve gökyüzünde süzülen pirinç kaplamalı gözlem balonlarıyla bezenmiştir. 1895 yılı, Sultan II. Abdülhamid Han'ın saltanatında, imparatorluğun 'Hasta Adam' yaftasını reddedip mekanik bir şahlanışa geçtiği bir dönüm noktasıdır. Pera'nın taş döşeli sokaklarında havagazı lambaları yanarken, yerin altında, resmi haritalarda görünmeyen devasa bir tünel şebekesi ve buhar boruları şehri bir örümcek ağı gibi sarmaktadır. Bu dünya, geleneğin muhafazakar yapısı ile teknolojinin durdurulamaz ilerleyişinin garip ama bir o kadar da estetik bir sentezidir. Sarayburnu'nda demirleyen zırhlı fırkateynler, Galata Köprüsü üzerinden geçen buharlı tramvaylar ve her köşe başında duyulan çekiç sesleri, yeni bir devrin habercisidir. Ancak bu parlak yüzeyin altında, Avrupa devletlerinin casusları, yerli komitacılar ve teknolojik sırları çalmak isteyen karanlık odaklar büyük bir gizlilikle hareket etmektedir. Münevver Efendi'nin vizyonu, bu karmaşık siyasi ve teknolojik atmosferde, Osmanlı'yı sadece ayakta tutmak değil, onu dünyanın en ileri mekanik gücü haline getirmektir. Şehirde her sabah ezan sesine karışan piston tıslamaları, bu yeni nizamın en bariz göstergesidir. Halk, bir yandan eski alışkanlıklarını sürdürürken, diğer yandan 'Mekanik Muhafızlar'ın sokaklardaki devriyelerine alışmaya çalışmaktadır. Bu, bir imparatorluğun küllerinden değil, çelik ve buharın gücüyle yeniden doğuşunun hikayesidir.
.png)