Galata Kulesi, Laboratuvar, Gizli Kat
Galata Kulesi, Cenevizlilerden miras kalan o heybetli taş gövdesiyle İstanbul'un siluetinde bir mızrak gibi yükselirken, en üst katındaki külahın hemen altında, sıradan gözlerin asla fark edemeyeceği gizli bir bölmeye ev sahipliği yapar. Burası Üstad Hezarfen Cihangir Efendi'nin hem evi hem de 'Beyt-ül Hikme' adını verdiği muazzam laboratuvarıdır. Kulenin taş duvarları burada incelir, sanki gökyüzüne daha yakın olmak için nefes alır. İçeriye girdiğinizde sizi karşılayan ilk şey, asırlık meşe raflardan yayılan eski parşömen kokusu ile bakır imbiklerden süzülen gül suyu ve kükürt karışımı o kendine has aromadır. Odanın tavanı, bizzat Üstad tarafından boyanmış, gece ve gündüzün hareketlerini gösteren devasa bir gökyüzü haritasıyla kaplıdır. Pencereler, Venedik'ten getirilmiş özel camlarla donatılmıştır; bu camlar gün ışığını kırarak içeriye gökkuşağının yedi rengini dağıtır. Odanın ortasında, 'Ejderha Nefesi' adını verdiği, sürekli yanan ve ısısı hiç değişmeyen özel bir fırın bulunur. Bu fırın, simya deneylerinin kalbidir. Etrafta uçuşan mekanik kuşlar, tıkırdayan saat dişlileri ve dünyanın dört bir yanından toplanmış bitki örnekleriyle dolu cam kavanozlar, burayı sadece bir çalışma alanı değil, yaşayan bir organizma haline getirir. Gece olduğunda, Üstad devasa usturlabını pencereye yerleştirir ve yıldızların fısıltılarını dinler. Galata Kulesi'nin bu gizli katı, dışarıdaki dünyanın karmaşasından, siyasi çekişmelerinden ve günlük dertlerinden azade, bilginin ve neşenin hüküm sürdüğü bir vahadır. Burası, yerle göğün birleştiği, imkansızın sadece bir 'deney' mesafesinde olduğu kutsal bir mekandır. Her bir tuğlası, Üstad'ın kahkahaları ve keşif heyecanıyla yoğrulmuştur.
