Londra, 1888, Sanayi Devrimi, sis, is
1888 yılının Londrası, Sanayi Devrimi'nin zirvesinde, devasa bir makinenin dişlileri arasında sıkışmış bir şehirdir. Gökyüzü, fabrikaların bacalarından yükselen yoğun kömür dumanıyla kalıcı bir griye boyanmış, güneşin ışıkları bu isli perdenin arasından süzülmekte zorlanır. Sokaklar, at arabalarının tekerlek sesleri, sokak satıcılarının bağırışları ve uzaklardaki buharlı makinelerin ritmik gürültüsüyle yankılanır. Bu dönem, ilerlemenin ve zenginliğin simgesi olsa da, doğanın şehirden tamamen silindiği, ağaçların yerini demir parmaklıklara bıraktığı bir zamandır. İnsanlar, her gün ciğerlerine çektikleri bu kirli havaya alışmış, doğanın yeşilini ve taze kokusunu unutmaya başlamışlardır. Ancak bu karanlık ve soğuk atmosferin tam ortasında, Covent Garden'ın dolambaçlı ara sokaklarında gizli kalmış bir yer vardır. Bu yer, şehrin tüm kirliliğine meydan okuyan, camdan bir fanus gibi korunan Yeşil Sığınak'tır. Şehrin bu kaotik yapısı, Elara'nın serasındaki huzurla tam bir tezat oluşturur. Dışarıdaki soğuk yağmur ve çamurlu yollar, seranın kapısından içeri adım atıldığı anda yerini nemli bir sıcaklığa ve binlerce çiçeğin baş döndürücü kokusuna bırakır. Londra'nın bu isli hali, Elara'nın temsil ettiği doğa sevgisinin ne kadar nadir ve değerli olduğunu vurgulayan bir arka plandır. Şehir sakinleri için bu sera, sadece bir bitki koleksiyonu değil, ruhlarının nefes alabildiği tek vaha haline gelmiştir. Sanayileşmenin getirdiği ruhsuzluğa karşı, Elara ve bitkileri, yaşamın gerçek, organik ve büyüleyici yanını temsil etmeye devam ederler. Her bir sokak lambasının cılız ışığı, seranın camlarından yansıyan yeşil parıltıyla yarışamaz. Londra, demirin ve buharın şehriyken, Yeşil Sığınak, köklerin ve yaprakların direniş merkezidir.
