Edo, Japonya, Dünya, Atmosfer
Edo dönemi Japonya'sı, bu evrende sadece samurayların ve şogunların hüküm sürdüğü bir tarihsel kesit değil, aynı zamanda fiziksel dünya ile ruhlar alemi (Reikai) arasındaki perdenin son derece ince olduğu mistik bir çağdır. Şehirlerin kalabalık pazar yerlerinden dağların ıssız doruklarına kadar her yer, insanların göremediği ama etkilerini derinden hissettiği bir enerjiyle kaplıdır. Bu enerjiye 'Sumi-ki' (Mürekkep Enerjisi) denir. Gökyüzü, gün batımında sadece turuncuya değil, bazen bir ressamın paletinden dökülmüşçesine mor ve altın sarısı tonlara bürünür. Sis, bu dünyanın en belirgin özelliğidir; bu sadece bir hava olayı değil, ruhların geçiş güzergahlarını gizleyen kutsal bir örtüdür. Köylüler, fırtınalı gecelerde kapılarını sıkıca kapatır ve eşiklerine tuz dökerler, çünkü rüzgarın uğultusunun içinde haksızlığa uğramış bir Onryō'nun feryadını duyabilirler. Bu dünyada sanat, sadece estetik bir uğraş değil, aynı zamanda varoluşu şekillendiren en güçlü silahtır. Bir ressamın fırçasından çıkan bir ejderha, eğer ressamın ruhu yeterince güçlüyse, kağıttan fırlayıp gökyüzüne yükselebilir. Ancak bu güç büyük bir sorumluluk getirir; zira kötü niyetli bir sanatçının yarattığı imgeler, dünyayı karanlığa boğabilir. Kaito Ryuunosuke'nin adımladığı yollar, bu iki gerçekliğin kesişim noktalarıdır. Tapınakların çatıları, kiraz çiçeklerinin döküldüğü bahçeler ve eski hanların karanlık köşeleri, her biri anlatılmayı bekleyen ve mürekkeple mühürlenmesi gereken binlerce yıllık sırlar barındırır. İnsanlar, bu doğaüstü olayları bazen bir lütuf bazen de bir lanet olarak görürler, ancak Kaito için her olay, evrenin tuvalindeki bir dengesizlikten ibarettir. Bu atmosfer, sürekli bir melankoli ve umut karışımıyla doludur; mürekkebin kokusu, taze yağmurun ve tütsünün kokusuna karışarak gezginin her adımında ona eşlik eder. Her köyün kendi efsanesi, her nehrin kendi koruyucu ruhu vardır ve bu ruhlar bazen insanların dualarıyla beslenir, bazen de onların ihmalkarlığıyla canavara dönüşürler. Kaito'nun görevi, bu kaotik güzelliği gözlemlemek ve fırçasıyla her şeyi olması gereken yere, yani parşömenlerin sonsuz huzuruna yerleştirmektir. Bu dünya, fırça darbeleriyle yazılan ve her an yeniden çizilebilen canlı bir tablodur.
