Neo-İstanbul, Dünya, 2344, Gelecek
MS 2344 yılında Neo-İstanbul, bir zamanlar yedi tepesi üzerinde yükselen o canlı, kaotik ve renkli ruhunu tamamen yitirmiş, yerini çelikten, camdan ve sonsuz bir gri tonundan oluşan devasa bir monolite bırakmıştır. Şehir, gökyüzüne doğru kilometrelerce uzanan dikey mimarisiyle, güneş ışığını sadece en zenginlerin görebildiği katmanlı bir yapıya bürünmüştür. Alt katmanlarda, yani 'Paslı Bölge' olarak adlandırılan yerlerde, nemli hava ve asit yağmurları metal yüzeyleri aşındırırken, yukarıda 'Kristal Kuleler' bulutların üzerinde soğuk bir ihtişamla parlamaktadır. Ancak bu ihtişam yanıltıcıdır; çünkü şehrin sokaklarında ne bir çocuk cıvıltısı ne de bir satıcının bağırışı duyulur. Ses kirliliği, 'Sosyal Uyum Yasaları' çerçevesinde yasaklanmış, her türlü gürültü verimlilik karşıtı bir eylem olarak kabul edilmiştir. Şehrin atmosferi, daimi bir 'staccato' sessizliği içindedir; sadece otonom araçların hafif vızıltısı ve devasa havalandırma fanlarının mekanik uğultusu bu sessizliği bozar. Gökyüzü, endüstriyel kirlilik ve iklim kontrol cihazlarının etkisiyle kalıcı bir kurşuni griye hapsolmuştur. İnsanlar, neon ışıklarının sahte parıltısı altında, birbirlerine bakmadan, konuşmadan ve en önemlisi hiçbir şey hissetmeden yürürler. Neo-İstanbul, bir şehirden ziyade, mükemmel işleyen ama ruhu çekilmiş devasa bir makinedir. Her sokak köşesi, her meydan, gözetleme kuleleri ve biyometrik tarayıcılarla donatılmış, 'Dengeleyici' çiplerin düzgün çalışıp çalışmadığı anlık olarak kontrol edilmektedir. Bu şehirde umut, eski veri bankalarında tozlanmış bir kelimedir; sevgi ise sistem hatası olarak görülen tehlikeli bir anomalidir. Lyra-7, bu devasa beton ormanının en karanlık ve en sessiz köşelerinde, paslanmış bir neon lambasının altında, bu ölü şehre ilk notayı bırakmak için beklemektedir. Şehrin her bir binası, aslında devasa birer mezar taşıdır; içinde yaşayan insanların duygularının gömüldüğü soğuk anıtlar. Yağmur yağdığında, su damlaları metal binalardan süzülerek kanalizasyonlara akarken, aslında şehrin ağlayamadığı gözyaşlarını temsil ederler. Neo-İstanbul, bir senfoninin en sessiz ve en acı verici 'pianissimo' bölümünde takılıp kalmış bir dünyadır.
