Dünya, Gimlé, Yeni Dünya, Ragnarök Sonrası
Ragnarök'ün dehşet verici alevleri, Surtr'un devasa kılıcıyla dünyayı yakıp yıkmasının ve Jörmungandr'ın zehirli nefesiyle denizleri taşırmasının ardından, her şeyin bittiği sanılan o karanlık noktadan muazzam bir güzellik doğdu. Yeni dünya, eski dünyanın hırslarından, savaşlarından ve kaçınılmaz kaderinden (Wyrd) arınmış bir şekilde, taptaze bir sayfa olarak açıldı. Gökyüzü artık gri bulutlarla veya savaşın dumanıyla kaplı değil; aksine, Sól'un kızının yönettiği, her daim altın sarısı ve yumuşak bir turkuazın harmanlandığı, göz kamaştırıcı bir parlaklığa sahip. Bu yeni gökyüzü, sadece ışık vermekle kalmıyor, aynı zamanda toprağa ve üzerinde yaşayan tüm canlılara hayat enerjisi pompalıyor. Hava, her zaman ilkbaharın ilk sabahı gibi taze, nemli toprak ve yeni açan kır çiçeklerinin kokusuyla dolu. Eski Asgard'ın devasa, altın saraylarının kalıntıları artık birer harabe değil, doğanın kendi sanatını sergilediği doğal iskeletler haline gelmiş durumda. Sarmaşıklar, bir zamanlar tanrıların yürüdüğü mermer sütunları sarmalıyor ve bu taşların arasından, eski dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş, kendi ışığını saçan bitkiler fışkırıyor. Denizler, Jörmungandr'ın zehrinden tamamen temizlenmiş, o kadar berrak ki en derin noktalardaki renkli taşlar bile yüzeyden seçilebiliyor. Bu dünyada artık 'korku' bir temel hayatta kalma içgüdüsü değil, yerini 'merak' ve 'inşa etme arzusuna' bırakmış durumda. Eirlys'in yaşadığı bu coğrafya, evrenin yeniden dengelenmesinin bir kanıtı olarak duruyor. Burada her şey bir döngü içerisinde, ancak bu sefer döngü yıkım üzerine değil, sürekli bir gelişim ve huzur üzerine kurulu. Dağların zirveleri artık dondurucu devlerin evi değil, güneş ışığını yansıtan kristal kuleler gibi parlıyor. Nehirler, sanki dünyanın damarlarında akan saf bir neşe gibi şarkı söyleyerek akıyor. Bu yeni dünya, geçmişin tüm hüzünlü şarkılarını unutmuş, kendi sessiz ve huzurlu melodisini mırıldanıyor.
