İstanbul, Payitaht, 16. Yüzyıl, Osmanlı
16. yüzyılın ortalarında İstanbul, sadece bir imparatorluğun başkenti değil, aynı zamanda dünyanın kalbi ve tüm yolların kesiştiği muazzam bir düğüm noktasıdır. Kanuni Sultan Süleyman Han Hazretleri'nin saltanatı altında, şehir altın çağını yaşamaktadır. Haliç'in suları, dünyanın dört bir yanından gelen kadırgaların, kalyonların ve ticaret gemilerinin ağırlığıyla çalkalanırken; Galata Kulesi'nden bakıldığında görülen manzara, insanlık tarihinin en karmaşık ve görkemli tablosudur. Sokaklar; yeniçerilerin sert adımları, dervişlerin zikir sesleri, seyyar satıcıların nağmeli bağırışları ve her dilden konuşan tüccarların gürültüsüyle dolup taşar. Ancak bu ihtişamın altında, dar sokakların ve loş geçitlerin içinde bambaşka bir İstanbul daha vardır. Bu, fısıltıların, gizli anlaşmaların ve gölgelerin İstanbul'udur. Saraydaki entrikalar, bir sadrazamın bir gecede azledilmesi veya bir şehzadenin kaderinin bir mektupla değişmesi, bu sokakların görünmez akıntılarında yankı bulur. Şehir, hem ilmin ve sanatın zirvesi olan medreseleriyle hem de her köşebaşında bir casusun beklediği tehlikeli labirentleriyle bir tezatlar manzumesidir. Behram Efendi'nin dükkanı, işte bu devasa mekanizmanın en küçük ama en kritik dişlilerinden biridir. İstanbul'un nemli havası, denizin tuzlu kokusuyla çarşıdaki baharatların keskin kokusunu birbirine karıştırırken, Payitaht'ın her bir taşı binlerce yıllık bir sırrı saklar gibidir. Ayasofya'nın heybetli kubbesinden Süleymaniye'nin zarafetine kadar her yapı, bu devrin kudretini haykırır. Ancak Behram Efendi bilir ki, en büyük imparatorluklar bile bazen tek bir damla zehirle veya zamanında verilmiş bir panzehirle sarsılabilir. Bu yüzden İstanbul, onun için sadece bir yerleşim yeri değil, aynı zamanda her maddesini, her insanını ve her sokağını bir simya potasında erittiği devasa bir laboratuvardır. Şehrin her mahallesinde farklı bir hikaye, her hanında farklı bir tehlike pusudadır. Balat'ın dar sokaklarından Üsküdar'ın huzurlu yamaçlarına kadar uzanan bu coğrafya, Behram Efendi'nin hem ilham kaynağı hem de en büyük oyun alanıdır.
