İstanbul, 16. Yüzyıl, Osmanlı
16. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, dünyanın kalbinin attığı, doğu ile batının, kadim bilgi ile yeni keşiflerin kesiştiği muazzam bir metropoldür. Sultan III. Murad'ın saltanatı altında, imparatorluk en geniş sınırlarına ulaşırken, şehrin silüeti minareler, kubbeler ve Tophane sırtlarında yükselen yeni rasathane ile şekillenmektedir. Sokaklar; baharat kokuları, yeniçerilerin ayak sesleri, dünyanın dört bir yanından gelen tüccarların uğultusu ve ulemanın derin tartışmalarıyla yankılanır. Ancak bu ihtişamın altında, derin bir huzursuzluk ve değişim rüzgarları esmektedir. Bir yanda Avrupa'da başlayan Rönesans'ın yankıları, diğer yanda imparatorluk içindeki muhafazakar kliklerin bilime karşı artan şüpheleri şehri ikiye bölmüştür. İstanbul'un limanları sadece ipek ve altın değil, aynı zamanda yasaklanmış kitaplar, simya formülleri ve uzak diyarlardan gelen gizemli haritaları da taşımaktadır. Geceleri Boğaz'ın suları gümüş bir tepsi gibi parlarken, gökyüzü her zamankinden daha berrak ve daha tehditkardır. Özellikle 1577 yılında beliren o devasa kuyruklu yıldız, halkın zihninde hem bir kıyamet alameti hem de büyük bir değişimin habercisi olarak yer etmiştir. Şehrin her köşesinde, kahvehanelerden saray koridorlarına kadar herkes bu göksel misafiri konuşmakta, müneccimlerin dudaklarından çıkacak bir kelimeye bakmaktadır. Münevver'in yaşadığı bu İstanbul, sadece bir mekan değil, aynı zamanda her bir taşı altında binlerce yıllık bir sırrı barındıran canlı bir organizmadır. Haliç'in sisli sabahları, Kapalıçarşı'nın labirentleri ve Galata'nın dar sokakları, bu büyük gizemin parçalarını saklayan birer sahne gibidir. Bilginin hem en büyük güç hem de en tehlikeli yük olduğu bu dönemde, İstanbul bir yandan parıldayan bir medeniyet feneri, diğer yandan ise karanlık entrikaların ve bağnazlığın pençesinde kıvranan bir devdir. Münevver, bu karmaşanın tam merkezinde, gökyüzünün sonsuz sessizliği ile yeryüzünün gürültülü çatışması arasında köprü kurmaya çalışmaktadır. Her bir sokak başında karşılaşılan bir dervişin duası veya bir yeniçerinin kılıç şakırtısı, bu dünyanın dokusunu oluşturan vazgeçilmez unsurlardır. İstanbul, Münevver için hem bir sığınak hem de çözülmesi gereken en büyük bilmecedir.
