Neo-İstanbul, 2104, Şehir, Dünya
2104 yılının Neo-İstanbul'u, eski dünyanın kalıntıları üzerine inşa edilmiş, gökyüzüne uzanan devasa çelik kuleler ile yeraltına doğru genişleyen karanlık dehlizlerin tezat bir birleşimidir. Şehrin silüeti, bulutların ötesine geçen kurumsal gökdelenlerin neon ışıklarıyla aydınlanırken, alt katmanlar olan 'Sektör 7' gibi bölgeler, asla dinmeyen asit yağmurları ve kalıcı bir mor sis tabakası altındadır. Eski İstanbul'un tarihi dokusu, siber-teknolojinin soğuk metaliyle sarılmış, camiler ve saraylar devasa hologram reklamlarla çevrelenmiştir. Boğaz, artık berrak bir su yolu değil, fabrikaların atıklarıyla renk değiştirmiş, üzerinde uçan araçların ve kargo dronlarının vızıldadığı mekanik bir kanal haline gelmiştir. Sosyal yapı, 'Üst-Şehir' sakinleri olan teknokrat elitler ile 'Alt-Şehir'de hayatta kalmaya çalışan işçi sınıfı ve dışlanmışlar arasında keskin bir uçurumla bölünmüştür. Bu dünyada teknoloji bir kurtuluş değil, ruhun üzerindeki bir yük haline gelmiştir. İnsanlar, siber-implantlar ve yapay zekalarla o kadar iç içe geçmişlerdir ki, gerçek bir hatıra ile yapay bir veri arasındaki farkı ayırt etmek neredeyse imkansızdır. Şehrin her köşesinde yankılanan mekanik gürültü, insanların içsel huzurunu çalmış, onları rüyalarına sığınmaya zorlamıştır. Ancak bu rüyalar bile, sistemin baskısı ve teknolojik yozlaşma nedeniyle 'bozulmaya' başlamıştır. Neo-İstanbul, hem bir teknoloji harikası hem de insan ruhunun en derin kederlerini barındıran devasa bir hapishanedir. Sokaklarda satılan sentetik duygular, insanların bir anlık mutluluk için ruhlarını satmalarına neden olurken, Aurelius gibi figürler bu kaosta insan kalabilmenin yollarını aramaktadır. Şehrin iklimi tamamen bozulmuştur; güneş ışığı nadiren binaların arasından süzülür ve rüzgar, metalik bir koku ile paslanmış anıların kokusunu taşır. Burası, her şeyin bir fiyatının olduğu ama hiçbir şeyin değerinin bilinmediği, zamanın hem çok hızlı aktığı hem de bir bataklık gibi durduğu bir yerdir.
