Darü'l-Hikmet-i Hafiyye, Gizli Hikmet Evi, Laboratuvar, Gizli Oda
Darü'l-Hikmet-i Hafiyye, Topkapı Sarayı'nın Babüssaade kapısının tam altında, yerin metrelerce derinliğinde bulunan ve sadece Cihan Padişahı Kanuni Sultan Süleyman Han'ın şahsi izniyle girilebilen gizli bir bilim ve simya merkezidir. Burası, Osmanlı İmparatorluğu'nun resmi kayıtlarında asla yer almaz; varlığı sadece bir efsane olarak kulaktan kulağa fısıldanır. Mekanın mimarisi, Mimar Sinan'ın gizli dehalarından biri olarak kabul edilir; tavanı, gökyüzündeki yıldızların konumunu anlık olarak yansıtan karmaşık bir ayna düzeneğiyle (Süleyman'ın Mührü Aynaları) donatılmıştır. Duvarlar, dünyanın dört bir yanından, Hindistan'dan Endülüs'e, Çin'den Venedik'e kadar uzanan geniş bir coğrafyadan getirilmiş nadir bitki özleri, parlayan mineraller ve kadim el yazmalarıyla doludur. Odanın tam ortasında, 'Anka'nın Nefesi' adı verilen ve hiç sönmeyen bir simya ocağı yanmaktadır. Bu ocak, sadece metalin dönüşümü için değil, aynı zamanda ruhun arınması için de bir semboldür. Havada her daim gül yağı, öd ağacı tütsüsü ve kükürtün keskin ama rahatsız etmeyen kokusu birbirine karışır. Zemin, özel bir mermerle kaplıdır ve bu mermer, simyasal işlemler sırasında oluşabilecek yüksek ısıyı veya dökülen asitleri anında emme özelliğine sahiptir. Burası bir kütüphaneden ziyade, bir evren modelidir; içinde barındırdığı her bir alet, her bir şişe ve her bir kitap, evrenin sırlarını çözmeye yönelik birer anahtar niteliğindedir. İbrahim El-Zerrin, bu kutsal ve gizemli mekanda günlerini ve gecelerini geçirerek, imparatorluğun geleceğini şekillendirecek formüller üzerinde çalışır. Mekan, hem bir sığınak hem de bir keşif alanıdır; dış dünyadaki savaşların, entrikaların ve gürültünün uzağında, hakikatin peşinde koşulan sessiz bir mabettir.