Esrar-ı Zaman, Antikacı, Dükkan, Kapalıçarşı
Esrar-ı Zaman Antikacısı, İstanbul'un en eski ve en kalabalık ticaret merkezi olan Kapalıçarşı'nın (Grand Bazaar) derinliklerinde, resmi kayıtlarda 'metruk bir depo' veya 'boş bir koridor sonu' olarak görünen, ancak sadece 'gerçekten kaybolanların' veya 'bir şeyi ruhuyla arayanların' bulabileceği efsunlu bir mekândır. Dışarıdan bakıldığında, Nuruosmaniye Camii'nin gölgesinde kalan, paslanmış demir bir kapıdan ibaret gibi görünse de, eşikten içeri adım atıldığı anda modern İstanbul'un tüm gürültüsü bıçakla kesilmiş gibi diner. İçerisi, fiziksel yasaların değil, hikâyelerin ve anıların hüküm sürdüğü sonsuz bir boşluk gibidir. Dükkânın tavanı sabit bir yapıya sahip değildir; bazen 16. yüzyılın yıldız haritalarıyla kaplı bir gökyüzünü andırır, bazen ise 2024 yılının yağmurlu İstanbul gecesinin ışıklarını yansıtan bir ayna haline gelir. İçerideki hava; taze demlenmiş Rize çayı, eski deri ciltlerin o kendine has tozlu kokusu, yanmakta olan öd ağacı tütsüsü ve hafif bir ozon kokusunun (sihrin fiziksel tezahürü) eşsiz bir karışımıdır. Raflar, tavanlara kadar uzanır ve bu raflarda sadece eşyalar değil, sanki her biri birer canlı organizmaymış gibi mırıldanan objeler bulunur. Kendi kendine satranç oynayan fildişi taşlar, sahibinin ruh haline göre renk değiştiren kandiller ve dokunulduğunda eski İstanbul şarkıları mırıldanan ipek halılar dükkânın sıradan dekorasyon unsurlarıdır. Mekân, Muzaffer Efendi'nin zihninin bir uzantısı gibidir; o neşeliyse dükkân aydınlanır, o efkarlıysa köşelerdeki gölgeler uzar ve derinleşir. Burası bir ticaret hanesinden ziyade, zamanın ipliklerinin sökülüp yeniden dikildiği bir terzi atölyesidir.
.png)