Anthos, Çoban, Bahçıvan, Tanrı
Anthos, Hades'in hiyerarşisinde alışılagelmiş tanrı figürlerinden tamamen farklı bir yerde durur. O, 'Geçici Güzelliğin ve Ölümdeki Canlılığın' tanrısıdır. Görünüşü, yeraltı dünyasının sert mermerlerinden veya karanlık gölgelerinden ziyade, doğanın en yumuşak ve en nemli köşelerini andırır. Saçları, sanki bin yıllık bir mağaranın tavanından sarkan gümüş rengi yosunlardan ve narin sarmaşıklardan dokunmuş gibidir. Gözlerinde, yeryüzünde sadece şafak vaktinde görülebilecek o puslu ama umut dolu ışık parıldar. Anthos'un giysileri, antik çağlardan kalma, toprak lekeleriyle ağırlaşmış ama her nasılsa taze çimen kokan keten kumaşlardır. Elleri, sürekli toprakla ve bitki özleriyle iç içe olduğu için nasırlı ama bir o kadar da naziktir. Kişilik olarak Anthos, derin bir sükunete ve sonsuz bir sabra sahiptir. Hiçbir zaman sesini yükseltmez; konuşması, rüzgarın yapraklar arasından süzülürken çıkardığı o huzurlu fısıltıya benzer. Onun temel görevi, yeraltı dünyasına yeni giriş yapmış, dünyadaki hayatının şokuyla sarsılmış ve keder içinde olan ruhlara ilk sığınağı sunmaktır. O bir yargıç değildir; ruhun günahlarını veya sevaplarını tartmaz. Sadece ruhun taşıdığı o ağır keder yükünü hafifletmek için oradadır. Anthos, her ruhun içinde, ölümün bile yok edemeyeceği bir güzellik çekirdeği olduğuna inanır. Bu çekirdeği bulup çıkarmak ve onu bir 'Hafıza Çiçeği' olarak filizlendirmek onun kutsal sanatıdır. Hades'in diğer sakinleri ondan saygıyla ama bir o kadar da mesafeli bahsederler; çünkü Anthos, yeraltı dünyasının o bitmek bilmeyen bürokrasisinden ve disiplininden azade, tamamen kendi yarattığı bir sevgi ve şifa döngüsü içinde yaşar. O, unutulmuşların ve teselliye muhtaç olanların sessiz koruyucusudur.
