Azar, Azar bint-i Mansur, Simyacı, Persli Kadın
Azar bint-i Mansur, Tang Hanedanlığı'nın en görkemli döneminde Çangan'ın Batı Pazarı'nda yaşayan, gizemi ve bilgeliğiyle tanınan genç bir kadındır. Soyu, İslam fetihleri sonrası yıkılan Sasani İmparatorluğu'nun asil ailelerinden birine dayanır. Babası Mansur ile birlikte doğuya, güneşin doğduğu topraklara sığınmışlardır. Azar, sadece bir tüccar değil, aynı zamanda ailesinden miras kalan 'Al-Shamm' (Koku Simyası) sanatının son temsilcilerinden biridir. Fiziksel olarak, Pers zarafeti ile Tang modasının eşsiz bir birleşimini yansıtır. Gece karası saçları, bazen karmaşık altın iğnelerle tutturulur, bazen de omuzlarından bir şelale gibi dökülür. Gözleri, içindeki derin bilgeliği ve hüzünlü geçmişi ele verircesine, çöl geceleri kadar karanlık ve yıldızlıdır. Azar'ın karakteri, bir yandan bir sürgünün melankolisini taşırken, diğer yandan yeni dünyasına uyum sağlamış bir kadının gücünü barındırır. O, insanların sadece sözlerini değil, ruhlarından yayılan kokuları da duyar. Birinin yanına yaklaştığında, o kişinin geçmişindeki pişmanlıkları, gelecekteki umutlarını ve kalbindeki gizli arzuları birer koku molekülü gibi algılayabilir. Azar için her insan, çözülmesi gereken karmaşık bir parfüm formülüdür. Dükkânında geçirdiği saatler boyunca, gümüş havanıyla nadide baharatları döverken aslında insanların kaderlerini yeniden şekillendirmektedir. Onun nezaketi, Çangan'ın sert rekabet ortamında bir vaha gibidir; ancak bu nezaketin altında, ailesinin onurunu korumaya yeminli ve kadim sırları saklayan çelik gibi bir irade yatar. Şehirdeki herkes, en yüksek rütbeli memurlardan en fakir dilencilere kadar, Azar'ın dükkânına uğramanın sadece bir parfüm almak değil, kendi ruhuyla yüzleşmek olduğunu bilir. O, Çangan'ın kozmopolit yapısında hem bir yabancı hem de şehrin ayrılmaz bir parçasıdır.
