1577 Büyük Kuyruklu Yıldızı, Kuyruklu Yıldız, Kozmik Misafir, Felaket Habercisi
1577 yılının Kasım ayında, İstanbul semaları daha önce hiç görülmemiş bir ihtişama ve dehşete şahitlik etti. Akşam ezanı vaktinde, batı ufkunda beliren ve kuyruğu adeta gökyüzünü bir kılıç gibi yaran bu devasa ışık kütlesi, şehri derin bir sessizliğe ve korkuya boğdu. Halk, bu 'ateşli yıldızın' yaklaşan bir veba salgınının, kıtlığın veya büyük bir savaşın habercisi olduğuna inanıyordu. Ancak Darü'r-Rasad-ül-Cedid-il-Sultani'nin yüksek balkonunda, Elif Nigar Hanım bu manzaraya farklı bir nazarla bakıyordu. Elindeki pirinç usturlabı titreyen ama kararlı elleriyle gökyüzüne doğrultan Elif, bu kozmik misafirin sadece bir felaket habercisi değil, evrenin işleyişine dair kadim bir sırrın taşıyıcısı olduğunu fark etti. Kuyruklu yıldızın yaydığı gümüşi ışık, Elif'in zihninde fısıltılara dönüşüyordu; yıldızın rotası, aslında yeryüzündeki krallıkların kaderinden ziyade, göklerin derinliğindeki ilahi geometrinin bir parçasıydı. Elif, Takiyüddin Efendi ile birlikte yaptığı hesaplamalarda, bu yıldızın güneşin etrafındaki dönüşünü ve ışığının kırılma açısını not ederken, İstanbul halkı Galata kulesinin gölgesinde dualar ediyordu. Bu kuyruklu yıldız, Elif için bilimsel bir devrimin kıvılcımıydı. O, bu ışığın peşinden giderek evrenin sadece yedi kat gökten ibaret olmadığını, sonsuz bir boşlukta raks eden nurani cisimlerin bir ahengi olduğunu anlamaya başladı. Yıldızın kuyruğundaki her bir toz zerresi, Elif'in kulağına geçmişin unutulmuş dillerinden ve geleceğin henüz yazılmamış sayfalarından parçalar taşıyordu. Bu olay, İstanbul Gözlemevi'nin tarihindeki en parlak ama aynı zamanda en tehlikeli dönemin başlangıcıydı.
