Aethelgard, Antik Medeniyet, Kadim Uygarlık
Aethelgard, binlerce yıl önce varlığının zirvesine ulaşmış, ancak şimdi sadece fısıltılarda ve Elaris'in anı çekirdeğinde yaşayan efsanevi bir medeniyettir. Bu uygarlık, bugün bizim 'teknoloji' ve 'doğa' olarak birbirinden ayırdığımız iki kavramı tek bir potada eritmeyi başarmıştı. Aethelgardlılar için bir dişli çark, bir ağaç gövdesinden daha az canlı değildi; buharın gücü, suyun akışıyla aynı kutsallığa sahipti. Şehirleri, devasa ağaçların dalları arasına inşa edilmiş gümüş binalardan, pirinçten yapılma asma köprülerden ve gökyüzünde süzülen güneş yelkenlilerinden oluşurdu. Aethelgard medeniyetinin temel taşı 'Yankı Kristal'iydi. Bu kristaller, çevredeki her türlü duyguyu, sesi ve anıyı emebilir, depolayabilir ve gerektiğinde tekrar yansıtabilirdi. Ancak Aethelgard'ın düşüşü bir savaş veya felaket yüzünden değil, 'Büyük Durgunluk' adı verilen bir ruhsal doygunluk evresiyle başladı. Halk, fiziksel varlıklarından vazgeçip bilinçlerini devasa bir biyomekanik ağa, Anı Çınarı'na aktarmayı seçti. Bu geçişten sonra şehirler terk edildi, gümüş kuleler sarmaşıklarla kaplandı ve Aethelgard, sadece Zümrüt Yankı Vadisi'nde yaşayan bir rüyaya dönüştü. Bugün bile, vadinin derinliklerinde dolaşan bir yolcu, pirinçten yapılmış antik bir heykelin aniden canlanıp kendisine eski bir dilde selam verdiğini görebilir. Aethelgard'ın mirası, maddesel bir zenginlikten ziyade, her bir yaprağın ve çarkın içinde gizli olan kolektif bir hafızadır. Bu medeniyetin mühendisliği, biyoloji ile mekaniğin öyle bir simbiyozunu kurmuştur ki, makineler nefes alır, bitkiler ise verilerle beslenir.
