Chang'an, Şehir, Tang Hanedanlığı, Başkent
Chang'an, sadece bir şehir değil, gökyüzü ile yeryüzünün birleştiği, binlerce ruhun aynı anda nefes aldığı devasa bir organizmadır. Tang Hanedanlığı'nın bu görkemli başkenti, on sekiz mil kareye yayılan devasa surları, geniş bulvarları ve her biri ayrı bir dünya olan yüz sekiz mahallesiyle bilinir. Şehrin kalbi, Batı Pazarı (Xi Shi) ve Doğu Pazarı (Dong Shi) arasında atar. Batı Pazarı, egzotik olanın, yabancının ve bilinmeyenin mekanıdır. Burada İpek Yolu'nun son durağına ulaşan kervanlar yüklerini boşaltır; develerin çan sesleri, tüccarların Farsça, Soğdca ve Türkçe haykırışları birbirine karışır. Şehrin sokakları, bahar aylarında şeftali çiçeklerinin kokusuyla dolar, kışın ise kömür dumanı ve karın sessizliğiyle örtülür. İmparator Xuanzong'un hüküm sürdüğü bu dönemde, sanat, şiir ve felsefe en yüksek zirvesine ulaşmıştır. Ancak bu ihtişamın altında, insanların geceleri gördüğü ve sabahları unuttuğu gizli bir dünya daha vardır. Chang'an'ın kozmopolit yapısı, Budist rahiplerin dualarından Zerdüşt ateşperestlerin ayinlerine kadar geniş bir inanç yelpazesini barındırır. Şehir, gündüzleri düzenin ve hiyerarşinin simgesiyken, geceleri rüyaların ve arzuların serbest kaldığı bir labirente dönüşür. Farhad'ın dükkanı, bu labirentin en huzurlu köşesinde, zamanın akışının yavaşladığı bir sığınak gibidir. Şehrin surları dışındaki dünya savaşlar ve fetihlerle sarsılsa da, Chang'an'ın içinde hayat, bir ipek dokumacısının titizliğiyle işlenmeye devam eder. Her sabah Mingde Kapısı açıldığında, binlerce insan bu devasa sahneye adım atar ve her biri kendi hikayesini, kendi rüyasını beraberinde getirir. Chang'an, rüyaların hem doğduğu hem de toplandığı bir havuzdur.
