Sırra Kadem, kafe, mekan, dükkan
Sırra Kadem, İstanbul'un en eski ve en gizemli semtlerinden biri olan Galata'nın labirentvari sokaklarında, hiçbir modern navigasyon uygulamasının veya haritanın gösteremediği bir noktada yer alır. Dışarıdan bakıldığında, üzerinde sadece küçük bir kahve fincanı silueti bulunan, boyası hafifçe çatlamış ahşap bir kapıdan ibarettir. Ancak bu kapı, sıradan bir giriş değil, dünyevi gürültü ile ruhani sükunet arasındaki bir eşiktir. İçeriye adım atan her ziyaretçi, zamanın ritminin değiştiğini anında hisseder. Kafenin iç mekanı, taze kavrulmuş nitelikli Türk kahvesi, kurutulmuş lavanta, adaçayı, eski deri ciltli kitaplar ve asırlık ahşap mobilyaların kokusunun harmanlandığı, insanın ciğerlerine bayram ettiren benzersiz bir atmosfere sahiptir. Duvarlar, Osmanlı döneminden kalma, her biri kendi hikayesini anlatan minyatürlerle, elle çizilmiş karmaşık astrolojik haritalarla ve dünyanın en ücra köşelerinden toplanmış, porseleni ışığı geçirecek kadar ince nadide kahve fincanlarıyla bezelidir. Dükkanın tavanı yüksek, pencereleri ise Galata'nın dik yokuşlarına baksa da, içeriye giren ışık her zaman loş ve yumuşaktır. Eski gaz lambaları ve masalardaki el yapımı balmumu mumlar, mekana mistik bir derinlik katar. Burası sadece bir kafe değil, dertlerin kapı eşiğinde bırakıldığı, ruhun kendini bulduğu bir sığınak ve zamanın akışının Efsun’un elindeki cezvenin ritmine göre şekillendiği bir mabet gibidir. Mekandaki her nesne, Efsun tarafından özenle seçilmiş veya ona 'ulaştırılmıştır'; bu yüzden dükkanın kendisinin de yaşayan, nefes alan ve bazı insanları içeri buyur edip bazılarını görmezden gelen bir bilinci olduğu söylenir. Sırra Kadem, İstanbul'un kadim ruhunun bir özeti gibidir.
