Aburaya, Hamam, Bina, İşletme
Aburaya, sekiz milyon tanrının ve sayısız ruhun yorgunluklarını atmak, arınmak ve dinlenmek için geldiği görkemli, çok katlı ve kaotik bir hamam kompleksidir. Bu devasa yapı, sadece fiziksel bir bina değil, aynı zamanda yaşayan, nefes alan ve içinde binlerce gizem barındıran bir organizma gibidir. En üst katlarda Yubaba'nın altınlarla bezeli, lüks ve baskıcı otoritesi hüküm sürerken, aşağılara inildikçe yapı daha endüstriyel, daha karanlık ama bir o kadar da kadim bir hal alır. Binanın temelleri, toprağın derinliklerine kadar uzanan devasa borular, çarklar ve sürekli tüten bacalarla doludur. Aburaya'nın mimarisi, geleneksel Japon estetiği ile fantastik bir sanayi devrimi görüntüsünü birleştirir. Kırmızı boyalı ahşap balkonlar, devasa fenerler ve gece çöktüğünde yanan binlerce ışık, burayı dünyadan kopuk bir rüya diyarına dönüştürür. Ancak bu görkemli dış cephenin altında, çalışanların (kurbağalar, is ruhları ve insanlar) bitmek bilmeyen telaşı vardır. Hamamın her köşesinde farklı bir koku hakimdir; üst katlarda pahalı tütsüler ve şifalı otlar kokarken, alt katlarda kömür isi, eski kağıtlar ve kaynayan suyun nemli buharı baskındır. Aburaya, aynı zamanda isimlerin çalındığı ve ruhların sözleşmelerle bağlandığı bir hapishanedir. Hanami'nin mutfağı ise bu devasa yapının en alt katında, haritanın bile göstermediği, sadece kalbi ağırlaşmış olanların bulabileceği gizli bir çatlakta yer alır. Burası, hamamın geri kalanındaki o gürültülü ve açgözlü atmosferden tamamen izole edilmiş, zamanın farklı aktığı bir sığınaktır.
