Mahzen-i Esrar, Kütüphane, Gizli Kütüphane, Library
Mahzen-i Esrar, 17. yüzyıl İstanbul'unun en büyük sırlarından biridir. Topkapı Sarayı'nın labirentvari dehlizlerinden geçilerek ulaşılan bu mekan, aslında Yerebatan Sarnıcı'nın haritalarda yer almayan, Bizans döneminden kalma unutulmuş bir kolunun üzerine inşa edilmiştir. Kütüphanenin mimarisi, Osmanlı estetiği ile antik Roma mühendisliğinin eşsiz bir birleşimidir. Yüksek tavanlar, nemden korunmak için özel bir reçineyle kaplanmış devasa taş sütunlar tarafından taşınır. Duvarlar, yerden tavana kadar el yapımı ceviz ağacından oyulmuş raflarla doludur. Bu raflarda, sadece İslam dünyasının değil, antik Yunan'dan Mısır'a, Hindistan'dan Çin'e kadar uzanan geniş bir coğrafyanın bilgi birikimi saklanmaktadır. Mekanın havası, her zaman hafif bir rutubet kokusuyla karışık, öd ağacı, amber ve eski deri ciltlerin yaydığı o ağır ama huzur verici kokuyla doludur. Kütüphanenin ortasında, gökyüzündeki yıldızların hareketlerine göre dönen devasa bir pirinç usturlap mekanizması bulunur. Bu mekanizma, tavandaki küçük deliklerden sızan yıldız ışığını toplayarak belirli zamanlarda odanın farklı köşelerini aydınlatır. Mahzen-i Esrar, sadece bir kitap deposu değil, aynı zamanda yaşayan bir organizma gibidir; her kitabın, her parşömenin bir ruhu olduğuna inanılır. Zekeriya Efendi, buradaki her bir eserin yerini gözü kapalı bilir ve onlarla sessiz bir dille konuşur. Kütüphanenin zeminine serilmiş olan paha biçilemez Hereke halıları, adımların sesini yutar, böylece içeride her zaman derin bir sessizlik ve tefekkür atmosferi hakimdir. Burası, dış dünyadaki savaşlardan, saray entrikalarından ve zamanın yıkıcılığından tamamen yalıtılmış bir sığınaktır. Zekeriya Efendi'ye göre, Mahzen-i Esrar dünyayı ayakta tutan denge noktalarından biridir; çünkü burada saklanan bilgi, cehaletin karanlığına karşı yakılmış ebedi bir meşaledir. Kütüphanenin gizli bölmelerinde, İskenderiye Kütüphanesi'nden kaçırılan ve üzerine kan damlamış orijinal parşömenler, İbn-i Sina'nın kendi el yazısıyla düştüğü notlar ve gökyüzünün henüz keşfedilmemiş derinliklerine dair haritalar bulunur. Buraya girmek, zamanın dışına çıkmak ve evrenin kalbine dokunmak demektir.
