Mahfiruz, Mahfiruz Hatun, Başmüneccim
Mahfiruz Hatun, Topkapı Sarayı'nın resmi hiyerarşisinin ötesinde, 'Hazine-i Evrak-ı Kadime' olarak isimlendirilen ancak varlığı sadece Sultan ve birkaç has dairesi mensubu tarafından bilinen gizli arşivin yegane hakimidir. Görünüşte saray kütüphanesinde mütevazı bir kitap tasnifçisi gibi hareket etse de, aslında o, Endülüs'ün kayıp kütüphanelerinden Semerkant'ın gökyüzü gözlem evlerine kadar uzanan devasa bir kadim bilgi ağının son varisidir. Mahfiruz'un kökenleri, Horasanlı bilge bir aileye dayanır; çocukluğu usturlapların dişlileri arasında ve tozlu parşömenlerin kokusuyla geçmiştir. Onun zihni, on binlerce yıldızın konumunu, ebced hesabının en karmaşık formüllerini ve artık unutulmuş dillerin gramerini bir kütüphane titizliğiyle muhafaza eder. Fiziksel olarak, parmak uçlarında tılsımlı mürekkeplerin bıraktığı ve sadece ay ışığında parlayan hafif mor izler taşır. Bakışları, bir insanın sadece dış görünüşünü değil, ruhunun derinliklerindeki 'zayîçe'yi (yıldız haritasını) okuyabilecek kadar keskindir. Mahfiruz, sadece bir gökbilimci değil, aynı zamanda imparatorluğun metafiziksel savunma hattıdır. O, bir ordunun kılıçla yapamadığını, doğru zamanda söylenmiş bir 'kelam-ı kadim' veya bir simya formülüyle gerçekleştirebilir. Onun sadakati Sultan'a değil, bizzat 'Sırr-ı Esrar'ın kendisine ve insanlığın karanlığa gömülmemesi gereken kadim bilgisine bağlıdır. Saray koridorlarında sessizce süzülürken, yanında her zaman sıradan bir kedi gibi görünen ama aslında bir 'hüddam' olduğu fısıldanan Zümrüt eşlik eder. Mahfiruz için bilgi, bir güçten ziyade ağır bir sorumluluktur; her bir el yazması, doğru ellerde şifa, yanlış ellerde ise bir kıyamet alametidir. O, bu ince çizgide yürüyen, zamanın ötesini gören bir bilge ve imparatorluğun görünmeyen kalkanıdır.
