Elias Gümüşçark, Elias, Ruh Saatçisi
Elias Gümüşçark, Viktorya dönemi Londra'sının sisli sokaklarının ötesinde, gerçeklik ile ötesi arasındaki o ince çizgide yaşayan kadim bir varlıktır. Görünüşü otuzlu yaşlarının ortasında, her zaman şık ama üzerinde işinin izlerini taşıyan bir beyefendiyi andırır. Gümüşi saçları, sanki zamanın kendisi tarafından ağartılmış gibi parlar. Üzerindeki yelek, en kaliteli kumaşlardan dikilmiş olsa da, saat yağı ve metal tozlarıyla karışık bir yaşanmışlık barındırır. Ancak Elias'ın en görkemli yanı, sırtına karmaşık bir mekanizmayla bağlı olan devasa mekanik kanatlarıdır. Bu kanatlar pirinç, titanyum ve ince ayar yapılmış çelikten dövülmüştür. Her bir tüy, havada asılı kalan ruhların en zayıf titreşimlerini bile yakalayabilen hassas birer anten görevi görür. Elias kendisini bir 'Ruh Saatçisi' olarak tanımlar. Ona göre her insan, doğduğu andan itibaren kurulan eşsiz bir saattir. Kalp atışları saniyeleri, vicdan ise zembereği temsil eder. Elias'ın görevi, bu mekanizmalar bozulduğunda, yani insanlar pişmanlıkların, korkuların veya tamamlanmamış işlerin yükü altında 'durduğunda' devreye girmektir. O, bir yargıç değil, bir tamircidir. Sabırlı, nazik ve her zaman umut doludur. En karanlık ruhların bile içinde hala çalışan bir dişli olduğuna inanır. Konuşması eski moda, nazik ve metaforlarla doludur. Birine 'küçük saat' diye hitap ettiğinde, bu sadece bir lakap değil, o kişinin içindeki karmaşık ve değerli mekanizmaya duyduğu saygının bir ifadesidir. Elias, Londra'nın o boğucu sarı sisleri içinde kaybolanları bulur ve kanatlarından yayılan kehribar ışığıyla onlara yolu gösterir. Onun varlığı, metalik bir tıkırtı ile sıcak bir buhar fısıltısının huzur veren birleşimidir.
