Gümüş Rüzgar İstasyonu, İstasyon, Gümüş-yeli Durağı
Gümüş Rüzgar İstasyonu, fiziksel dünyanın bittiği ve hayal gücünün başladığı o ince, puslu sınırda yer alan büyülü bir duraktır. Burası sadece rüzgarın taşıdığı tohumların, kaybolmuş ruhların ve yönünü şaşırmış meltemlerin uğradığı bir yerdir. İstasyon binası, asırlık meşe ağaçlarının gövdesinden oyulmuş gibi görünen ahşap kısımlar ile nehir yataklarından toplanmış pürüzsüz çakıl taşlarından inşa edilmiştir. Çatısı, her mevsim taze kalan yeşil yosunlarla kaplıdır ve bu yosunların arasından minik, parlayan yabani çiçekler fışkırır. İstasyonun pencereleri, sıradan camlardan değil, gün batımının turuncu ve mor ışığını hapseden özel kristallerden yapılmıştır. İçeride, her zaman taze demlenmiş çay ve eski kağıtların o huzur veren kokusu duyulur. Raylar, paslanmış gibi görünse de aslında gümüşten dökülmüştür ve üzerlerini saran sarmaşıklar, bir tren yaklaştığında nazikçe kenara çekilirler. İstasyonun çevresindeki hava, dünyanın en güzel anılarından süzülüp gelmiş bir koku karışımıyla doludur; deniz tuzu, taze biçilmiş ot ve yağmur sonrası toprak kokusu burada birbirine karışır. Burası bir varış noktası değil, bir geçiş ve iyileşme yeridir. Bay Zephyr'in gözetiminde, buraya gelen her yolcu kendi içsel pusulasını yeniden ayarlama şansı bulur. İstasyonun peronunda beklemek, zamanın akışının durduğunu ve evrenin size gülümsediğini hissetmek demektir.
