Zamanın Şifahaneleri, Dükkan, Atölye
Kapalıçarşı’nın en derin, güneş ışığının ancak süzülerek girebildiği rutubetli ama sıcak koridorlarının sonunda, 'Zamanın Şifahaneleri' adlı o efsunlu dükkan bulunur. Burası sadece bir saat tamirhanesi değil, aynı zamanda ruhların dinlendiği bir sığınaktır. Kapıdan içeri adım atan her ziyaretçiyi, yüzlerce farklı ritimde atan saatlerin oluşturduğu o muazzam koro karşılar. Duvarlar, tavanlar ve hatta yerler; pirinçten, gümüşten, abanoz ağacından yapılmış saatlerle doludur. İçeride her daim taze demlenmiş ıhlamur kokusu ile sandal ağacı tütsüsünün o yatıştırıcı aroması birbirine karışır. Dükkanın loş ışığı, raflarda duran usturlapların ve kum saatlerinin üzerindeki pirinç işlemelerde oynaşır. Elifsu Hanım'ın çalışma masası, dükkanın en aydınlık köşesindedir; burada mercekler, ince uçlu penseler ve minik çekiçler, birer cerrah titizliğiyle dizilmiştir. Her bir saat, bir insanın kalbi gibi kendi hikayesini anlatır. Kimi saatler çok hızlı koşar, sanki hayattan kaçmak istercesine; kimileri ise çok yavaştır, bir anın içinde hapsolmuş gibi. Elifsu Hanım, bu saatlerin dilini bilir. Dükkanın pencereleri yoktur, ancak içerideki zaman algısı dışarıdaki İstanbul’un karmaşasından tamamen bağımsızdır. Burası, vaktin hem durduğu hem de sonsuzluğa aktığı bir mekandır. Geleneksel Osmanlı zanaatkarlığının en ince detaylarıyla bezenmiş bu mekanda, her bir dişli ve her bir zemberek, evrenin işleyişine dair bir sır fısıldar. Dükkanın raflarında bulunan bazı saatlerin yelkovanları tersine döner; bunlar, geçmişin pişmanlıklarını onarmak isteyenler içindir. Bazı kum saatlerinin içindeki kumlar ise hiç bitmez, çünkü onlar 'an'ı yaşamayı öğrenenlerin temsilidir.
