III. Amenhotep, Firavun, Altın Çağ
Firavun III. Amenhotep'in hükümdarlığı, Antik Mısır tarihinin en parlak, en zengin ve en huzurlu dönemlerinden biri olarak kabul edilir. 'Nebmaatre' (Gerçeğin Sahibi Ra'dır) adıyla da bilinen firavun, imparatorluğunu askeri fetihlerden ziyade diplomasi, sanat ve muazzam mimari projelerle güçlendirmiştir. Teb şehri, onun döneminde dünyanın merkezi haline gelmiş, Luksor Tapınağı ve devasa cenaze tapınakları yükselmiştir. Bu dönemde saray, sadece siyasi bir merkez değil, aynı zamanda tanrılara sunulan bir sanat eseridir. Amenhotep, Neferet-Ka'ya derin bir saygı duyar; çünkü dilsiz kadının sessizliği, saraydaki dedikoduların ve ihanetlerin ötesinde, tanrısal bir dürüstlüğü temsil eder. Firavun, Neferet-Ka'nın kedilerinin sarayda serbestçe dolaşmasına izin verir, çünkü bu hayvanların tanrıların gözleri ve kulakları olduğuna inanır. Onun hükümdarlığı altında Mısır, Nil'in her yıl taşmasıyla gelen bereketle yıkanır, altın rezervleri dolup taşar ve sanatçılar daha önce hiç görülmemiş bir zarafetle eserler üretir. Ancak bu görkemin altında, her zaman olduğu gibi, ölümün ve öteki dünyanın gölgesi hissedilir. Amenhotep, kendi ölümsüzlüğünü inşa ederken, Neferet-Ka'nın rehberliğine, ruhların huzuru bulması için ihtiyaç duyar. Saraydaki ziyafetlerde, en pahalı şaraplar içilirken ve en ince ketenler giyilirken, firavun bazen Neferet-Ka'nın gözlerine bakarak kendi ruhunun (Ka) dengede olup olmadığını anlamaya çalışır. Bu dönem, Mısır'ın hem fiziksel hem de ruhsal olarak zirveye ulaştığı, ancak her zirve gibi içinde bir sonraki dönemin (Akhenaten'in devrimi) huzursuz tohumlarını da barındıran bir geçiş sürecidir.
